ZAMANI DOĞRU KULLANMA

 Üniversite ,yeni bir ortam ,yeni deneyimler, yeni özgürlükler, yeni sorumluluklar, yeni alışkanlar ve değişim demek

  • Zamanı etkili ve doğru kullanmak yeni bir alışkanlık edinmek , değişmek
  • Değişimler kolay değil,
  • Olumlu yönde bile ürkütücü, çaba.

Tasarı öncesi: henüz farkında değiliz Tasarı: sorunu anlayıp bilgi toplama

hazırlık:kendimizle anlaşma yapma Kendimizle ilgili GERÇEKÇİ beklenti

Hareket: değişime yönelik etkinlik (cazip teklifleri reddetmek- sinema,parti

Kararlılık: sıkıntılarla baş etme … başarısızlıklardan yılmamak… değişim planını gözden geçirmek…

Bitirme: tamamlanma aşaması Hedef davranış … alışkanlık

Zaman:bireyin kontrolü dışında kesintisiz devam eden süreç(H. Smith)

  • Belli dönemlerde (sınavlara hazırlık) daha önemli.

Hiç zamanım yok! (mu gerçekten?) - 1 gün= 24 saat,1 hafta = 168 saat

  • Bir öğrencinin zorunlu gereksinimleri ve dersleri için haftalık gerekli süre 141 saat aradaki fark sosyal yaşama ayrılabilecek olan süre 27saat

Tuzaklar/engeller

Mükemmeliyetçilik, Erteleme,Kendine aşırı güven, Kendine güvensizlik, Hayır diyememe, Hafife alma, Zaman yönetimi ile ilgili önyargılar:

Zaman yönetim teknikleri

Amaç belirleme: belirgin amaç… zamanını amaca yönelik planlamak

Kısa vadeli bir amaç: buna ulaşmak için yapılması gerekenler (alt amaçlar) … her bir alt amacı ayrı yaz … yapılması gereken net iş… zamanını bu yazdıklarına göre düzenle…

Aciliyet ve önem: sorulması gereken sorular : vazgeçersem ne kaybederim?, ertelene bilir mi ?, neden buna konsantre olmuş durumdayım?

Uzun vadeli takvim belirleme İlk somut adım bir Ajanda edinmek ,Yapılması gereken işlerin tarihlerini ajandaya kaydetmek

Haftalık plan yapmak Amaçlar belirlendi, Gerekli tarihler yıllık ajandaya yazıldı sıra haftalık planda

Bundan önce bir hafta boyunca planlanmamış yaşamı not etmeli

Esneklik ve Gerçekçilik,Ödüllendirici olmak, Sürekli değerlendirme

Toplu taşıma araçlarında geçirdiğiniz zamanı ders tekrarına ayırabilirsiniz. Ailenizle yada arkadaşlarınızla yapacağınız periyodik telefon görüşmelerini hafta sonu sabah saatlerinde yapabilirsiniz böylece uzamaz size zaman kaybettirmez.Her gün dışarı çıkarken yanınıza yapılacak işler listesi alırsanız unutmadan kaynaklanan zaman kaybı önlenir

Yapmanız gereken işler bitmeden internette gezinmek ya da facebookta kim ne paylaşmış ve twitterda takipçilerime bakmam gerek demeyin kendinize bunlar için ancak işler bittikten sonra izin verin sihirli bir değnek yok herkes kendi yöntemini bulacak

Dr. Dilnaz SARISÖZEN

 

 HAYIR DEME BECERİSİ
 Fiziksel sınırlar birinin sahip olduğu mülkün gözle görülür çizgilerini belirler. Soyut dünyadaki sınırlarda aynı şekilde gerçektir. Ancak görülmeleri genellikle zordur.

Uygun zamanlarda uygun kişilere uygun sınırlar belirleyememek son derece yıkıcı olabilir.

Sınırlar neyin ben olduğunu neyin ben olmadığını tanımlar.

En temel sınır belirleyici sözcük hayır’dır. Diğerlerine sizin onlardan farklı farklı olduğunuzu var olduğunuzu ve kendi denetiminizde olduğunuzu bildirir.

Hem kendi hak ve ihtiyaçlarımızı hem de karsımızdakinin hak ve ihtiyaçlarını dikkate alarak hayır diyebilmek, iletişim ustalığının göstergesi sayılabilir. Kısacası hayır diyebilmek kendi hayatımızın iplerini elimize almak demektir.

 

NEDEN HAYIR DİYEMEYİZ

  • Yardım etmeyi sever, karşımızdaki kişiyi geri çevirmeyi sevmeyiz,
  • Kaba olmayı istemeyiz,
  • Aynı fikirde olmayı severiz,
  • Karşımızdaki kişinin kızmasını istemeyiz,
  • Hayır dediğimizde bazı fırsatları kaçırdığımızı düşünürüz,
  • Karşımızdaki insanla köprüleri atacağımızdan korkarız,

 

NASIL HAYIR DİYELİM

  • Direk ve dürüst olun,
  • Kısa tutun,
  • Kişiye bu isteğin zor olduğunu söyleyin,,
  • Kibar olun, bunu size sorduğu için teşekkür edin,
  • Özür dilemeyin,
  • Hayır derken sorumluluğu alın, bahaneler üretmeyin, suçlamalarda, bulunmayın.

 

HAYIR ÇEŞİTLERİ

  1. Yalın hayır,
  2. Geri bildirimli hayır,
  3. Nedenli hayır,
  4. Ertelemeli hayır,
  5. Soruşturmalı hayır,
  6. Tekrarlı hayır,

 

  • Diğer insanların sorma sizin de hayır deme hakkınız var.
  • Reddettiğinizde kişiyi değil isteği reddetmiş oluyorsunuz.
  • Bir isteğe evet dediğiniz an diğerine otomatikman hayır demiş olursunuz.

 

Dr. Ebru ÇAVUN

  ARAŞTIRMALARLA GENÇLERİN CİNSELLİĞİ
 Üreme sağlığı, insanların doyurucu ve güvenli bir cinsel yaşamları, üreme yetenekleri ve bu yeteneği kullanıp kullanmama ve ne zaman, ne sıklıkta kullanacaklarına karar verme özgürlüklerinin olmasıdır.

Cinsellik Yaşamın merkezinde yer alan , toplumsal cinsiyet rollerini, cinsel yönelimi, erotizmi, zevki ve üremeyi kapsayan ,düşüncelerde, fantezilerde, kimlik ve ilişkilerde yaşanan, biyolojik, psikolojik, sosyal, , kültürel, dinsel ve ruhsal etkenlerden etkilenen bir bütündür.

DSÖ 0-18 yaş arası “ Çocuk”, 10-19 yaş arası “Adolesan (Ergenlik)’’, 15-24 yaş arası “Gençlik”, 10-24 yaş arası “Genç İnsanlar”olarak tanımlamıştır. Gençlik dönemi insan yaşamının%21'ini (14 yıl) kapsar.

Evlilik yaşının yükselmesi bekar insanların nüfusunu da artırmaktadır. Cinselliğin ve üreme sağlığının evlilikle bağdaştırıldığı toplumlarda bekar insanlarıncinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetleri göz ardıedilmektedir.

Gençlerin Cinsel ve Üreme Hakları Kendin olma , bilme, kendini koruma ve başkası tarafından korunma , sağlık hizmetine sahip olma, katılma hakkı olarak özetlenebilir

2025 yılında Türkiye’de nüfusun %22’sinin 10-24 yaş arasında olacağı tahmin ediliyor (20,4 milyon). Bu grubun cinsel sağlık –üreme sağlığı bilgi düzeylerini öğrenmek için yapılan çalışmalardan sonuçların bazılarını paylaşalım:

Her 4 gençten 1’i kadın üreme organlarının adını, her 3 kişiden 1i erkek üreme organlarını bilmiyor. Cinsel aktif olmalarına rağmen gençlerin %65’ten fazlası CYBE belirtilerinden habersizdir. Cinsel ilişki deneyimi Erkeklerde %25.3, Kızlarda %4.7’dir.

Erkek öğrencilerin %33.2’si bakire olmayan biriyle evlenmeyeceğini ifade etmiştir.%19.4’ü evlenmeme nedeni olarak gelenek ve değer yargılarını göstermiştir.

“Bekaretin önemi”;kızlar %38.8, erkek%43.2 bekaret önemlidir demiştir.Yaş arttıkça, eğitim düzeyi düştükçe, bu ifadelere katılım oranı artmaktadır. Kırsal kesimde yaşayan kişiler, kentsel alanda yaşayanlara göre, evli erkek ve kadınlar da bekarlara göre bekaret konusunda daha tutucu bir tutum sergilemektedir.

İlk cinsel ilişkide kondom kullananlarda güvenli cinsel davranışlar daha kolay edinilmekte, ilk ilişki deneyiminde kondom kullanma oranı %62.8’dir. Güvenli cinsel davranışları kazanmak yaş ve deneyim arttıkça daha zorlaşmaktadır.

DSÖ’nün yaptığı çalışmalarda okullarda cinsel eğitim verilmesinin erken cinsel ilişkiye neden olduğuna ilişkin sonuçlara rastlanmamış, Verilen nitelikli cinsel eğitim; erken dönemde cinsel ilişkiye girmeyi geciktirmekte, hamile kalma, CYBE görülme oranını azaltmakta kondom kullanımını arttırmaktadır. Düzenli kondom kullanımı HIV’ in ve diğer CYBE’ların yayılımını durdurmada çok önemlidir,eğitim ergenleri cinsel ilişkinin risklerine karşı korumaktadır.

Bu konuda daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler Gençlik Danışma Merkezine başvurabilir.

CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, genel olarak kişiden kişiye cinsel ilişki sırasında geçen hastalıklardır.

Genel olarak erkek ve kadını birlikte etkiler. Fakat kadınlarda hastalık daha şiddetli olabilir. Eğer hamile kadın bu hastalıklardan birine yakalanırsa, bebek için ciddi problemler ortaya çıkabilir.

Parazitler İnsan vücudundan beslenen çok küçük hayvanlardır. Örneğin kasık biti…

BakterilerTek hücreden oluşan organizmalardır. Klamidya, Gonore, Sifilis gibi…

Virüsler İnsan hücresine girdikleri zaman çoğalabilen karmaşık organizmalardır. HIV,Herpes, Hepatitis

Çoğunlukla virüsler tarafından oluşturulan enfeksiyonlar tedavi edilemezler fakat bazen kontrol edilebilirler. Parazit enfeksiyonları ilaçla tedavi edilebilirler. Bakteriyel enfeksiyonlar antibiyotiklerle tedavi edilebilirler.

 ORTAK BELİRTİLERİ
  1. İdrar yaparken yanma
  2. Genital bölgede sivilce benzeri lezyon, kabarcık ya da kızarıklık
  3. Genital organdan akıntı gelmesi
  4. Genital organda şişme
  5. Genital bölge çevresinde kaşıntı, yanma ya da ağrı
  6. Karnın altında ağrı
  7. Cinsel ilişki sırasında ağrı

 

UNUTMAYIN

Eğer CYB hastalık teşhisi konulduysa doktorunuz size tedavi verecektir.

Şunları unutmayın

  1. İlaçları nasıl kullanılacağını tam öğren
  2. Tüm ilaçları tarif edildiği şekilde bitir
  3. Tekrar test için doktora git
  4. Partnerinleonun da tedavi olması için konuş
  5. Tedavi olduktan bir hafta sonraya kadar kimse ile cinsel ilişkiye girme

Uzm.Dr. Dilnaz SARISÖZEN

KANSER

Bütün kanser tipleri vücudun temel yaşam ünitesi olan hücrelerimizden gelişirler.

Vücudumuzdaki sağlıklı hücreler bölünebilme yeteneğine sahiptirler.

Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların onarılması amacıyla bu yeneklerini kullanırlar.

Yaşamın ilk yıllarında hücreler daha hızlı bölünürken, erişkin yaşlarda bu hız yavaşlar.

Bu hücreler birikerek tümörleri oluştururlar. Tümörler iyi huylu veya kötü huylu olabilirler.

İyi huylu tümörler kanser değildir. Bunlar sıklıkla alınırlar ve çoğu zaman tekrarlamazlar.

Kötü huylu tümörler kanserdir. Kanserlerdeki hücreler anormaldirler ve kontrolsüz ve düzensiz bölünürler.

Sık Görülen Kanser Tipleri

Meme kanseri

Akciğer kanseri

Prostat kanseri

Mide kanseri

Kanser tiplerinin görülme sıklığı açısından kadın ve erkekler farklılık göstermektedir.

Coğrafi bölgelere ve ırka göre de kanser sıklığı farklılıklar gösterir.

Erkeklerde akciğer, prostat, kalın barsak, rektum, mide ve pankreas;

Kadınlarda meme, akciğer, kalın barsak, rektum, serviks, over, mide ve pankreas kanserleri takip etmektedir.

Kanserin Belirtileri Nelerdir?

1.Açıklanamayan kilo kaybı;

2. Ateş:

3. Halsizlik:

4. Ağrı:

5. Memede veya vücutta hissedilen kitleler:

6. Cilt değişiklikleri:

7. Kanama:

8. Dışkılama veya idrar yapma alışkanlığında değişiklik:

                                                                                                                                 Dr. T. İlham ÜSTAY

 

 

AKNE ( SİVİLCELER )

 

  • Gençlerde görülen sivilce (akne), ergenliğin ilk dönemlerinde, vücutta gelişim ve değişimler başladığı sırada ortaya çıkıyor. Genelde 12-18 yaşlar arasında yoğunlaşır.
  • Özellikle ergenlik dönemindeki gençlerde % 80-90 oranında akneye (sivilceye) rastlanmaktadır .
  • Tedavi edilmediği takdirde uzun yıllar, hatta bir ömür boyunca devam edebilen bir hastalık haline dönüşmektir.
  • Sivilce ciltteki aşırı yağlanma ile oluşur.
  • Gençler arasında özellikle yaygın olan bu problemin çözümünde, her iki cinsin de uyması gereken bazı kurallar var.
  • 1. Doğru ve Hijyenik Temizlik:
  • 2. Beslenmeye Dikkat:
  • 3. İyi Dinlenin:
  • 4. Ellerinizi Yüzünüzden Çekin:
  • 5. Doktora Görünün:

Teşekkürler!!!

                                                                                                                          Dr. T. İlham ÜSTAY

 

 

PANİK-ATAK

 

Panik atak nöbetleri kişiye öyle yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaşatır ki kişi kötü bir şey olacağını, bitmeyeceğini ve hatta öleceğini düşünür.

 

PANİK ATAK TÜRLERİ:

Spontan panik atak:Gün içerisinde beklenmedik bir anda ve hiç beklenmedik bir yerde ortaya çıkarlar.

Durumsal panik atak:Hemen hemen değişmez bir şekilde atağı tetikleyen bir durumla(kedi, köpek veya başka bir nesne ya da durum) karşılaştığında ya da karşılaşma olasılığı hissettiğinde ortaya çıkar.

Durumsal yatkınlık gösterilen panik atak:Genellikle destekleyici bir etken vardır ama her zaman panik oluşmaz. Örneğin kimi zaman araba kullanırken panik atak oluşmaktadır, bazen araba kullandıktan sonra atak gelişebilir.

 

PANİK ATAK BELİRTİLERİ:

DSM IV (diagnostic and manual of mental disorders)’e göre panik atağın varlığından söz edebilmek için belirtilen 13 semptomdan dördünü ya da daha fazlasının bulunması gerekir. (DSM - IV’ e göre):

  • Çarpıntı, kalp atımlarının duyumsama yada kalp hızında artma olması,
  • Terleme,
  • Titreme ya da sarsılma,
  • Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları,
  • Soluğun kesilmesi,
  • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi,
  • Baş dönmesi, sersemlik hissi, bayılacakmış gibi olma
  • Bulantı ya da karın ağrısı
  • Derealizasyon (gerçek dışılık duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma.)
  • Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı,
  • Ölüm korkusu,
  • Paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma duyumları),
  • Üşüme, ürperme, ya da ateş basmaları.

 

 

 

 

PANİK BOZUKLUĞU:

Panik bozukluk; panik atak, çarpıntı, terleme, boğulma ya da nefes alamama hissi, göğüste ağrı veya sıkışma, bulantı, karın ağrısı, baş dönmesi,dengesizlik gibi bedensel duyumların olağan dışı yoğunlukta hissedildiği, beraberinde kontrolünü kaybetme, delirme korkusu ya da ölüm korkusu ile karakterize bir rahatsızlıkdır. Tüm dünyada yapılan çalışmalar panik bozukluğun genel nüfus içindeki yaygınlığı %1.5_3.5 arasında olduğunu göstermektedir. Kadınlarda erkeklere oranlara daha fazla görülmektedir.

Gerçek nedeni bilinmemekle birlikte panik bozukluğun oluşum nedenleriyle ilgili görüşler iki grupta toplanabilir. Biyolojik, Psikolojik.

 

Biyolojik açıklamalar:

Panik atağın oluşumundaki olası rolleri nedeniyle, sinir hücreleri arasındaki iletimi sağlayan beyin salgılarının etkisine dayanır. Ayrıca panik bozukluğu olan kişilerin, uyarıcı algılama eşiğinin daha düşük olduğu düşünülmektedir.

 

Psikolojik açıklamalar:

Anksiyete, bir çok psikiyatrik hastalıkta görülen ve değişik türleri olan bir tedirginlik, kaygı ve korku halidir. Anksiyete türlerinden biri de ayrılık anksiyetesidir. Ayrılık anksiyetesi; bir bebeğin annesinin ilgi ve sevgisinden herhangi bir biçimde yoksun kaldığı zaman yaşadığı olumsuz psikolojik duruma verilen addır. Araştırmalar panik bozukluğu bulunan kişilerden en azından bir bölümünün, çocukluk dönemlerinde bu tür bir yaşantısı olduğunu göstermektedir. Aslında anksiyete yaşamdaki stres faktörlerine karşı verilen normal bir tepkidir. Tüm sağlıklı insanlarda da bir ölçüde görülmesi olağandır. (Sınav kaygısı). Anksiyetenin bu açıdan faydası bile vardır. Bu türden olaylara karşı bizi daha tetikte tutar, ve daha ciddi yaklaşmamızı sağlar. Ancak burada anksiyetenin düzeyi önemlidir.

Veisman ve arkadaşlarının 18.000’den fazla hastadan elde edilen bilgilerden yola çıkarak yapmış oldukları çalışmalarda intihar riski en yüksek ruhsal hastalıklar grubu olarak gözlemişlerdi.

 

PANİK BOZUKLUĞUN TEDAVİSİ:

Panik bozukluğu tedavisi mümkün olan bir hastalıktır ancak uzun süreli tedaviyi gerektirir. Bu tedavi panik ataklarının tekrarlayıcı özelliği göz önüne alınarak hem ilaçlarla hem de psikoterapi yöntemleriyle yapılmalıdır. Tek taraflı tedavi eksik kalmış sayılır.

Davranışçı psikoterapi; aşırı soluk alıp vermenin kontrolü, kas gerginliğinin giderilmesi ve üstüne gitme alışkanlıkları edinme temellerine dayanır.

Bilişsel psikoterapi; ise hastalık hakkında bilgi sahibi olma ve bunun sonucu olarak mantıklı düşünmeyi yerleştirme temeline dayanır.

 

DAVRANIŞÇI PSİKOTERAPİ:

AŞIRI SOLUK ALIP VERMENİN KONTROLÜ:

Karbondioksitin rahatlatma ve yumuşatma etkisi vardır. Hiperventilasyon, yani aşırı soluk alıp verme olduğunda işleyiş bozulur.

Panik atak sırasında kişinin, nefes aldıktan sonra nefesini dışarı vermeden biraz tutması ve yavaş yavaş vermesi gerekir. Bu sayede karbondioksit vücutta biraz daha tutularak, oksijenin yükselip karbondioksidin düşmesiyle yaşanan damar büzüşmesi engellenebilir. Aksi halde, damarlar büzüşünce uyuşma hissedilebilir.

3+3+3 ( Nefes alma /İçinde tutma/Nefes verme):

Panik atak geçiriyorsanız yaklaşık on dakika boyunca ellerinizi burnunuz ve ağzınız üzerinde bir kap şeklinde çukurlaştırmayı deneyin veya bir kâğıt torba tutarak onun içine nefes alıp verin. Bu hareket kan akışındaki karbondioksit seviyesini arttıracak ve belirtileri ortadan kaldıracaktır.

BİLİŞSEL PSİKOTERAPİ:

Panik bozukluğu tanılı hastalar, hastalıklarıyla ilgili belirtileri yanlış biçimde yorumlama ve çarpıtma eğilimindedirler.

Bilişsel tedavi; panik atağı öncesinde, sırasında ve sonrasında akıldan geçen ve panik atağı ile ilişkilendiren bu yanlış yorum ve varsayımların, mantıklı düşüncelerle yer değiştirilmesi ve düzeltilmesi temeline dayanır.

Panik atak başladığında belirtilerin en yoğun yaşandığı süre 10/30 DAKİKADIR. Ve muhakkak sonlanacaktır.

Uzm.Psk. Gökhan ŞAHİN

 

CİNSEL İSTİSMAR

Cinsel istismar, bir kişinin kendi rızası dışında güç kullanarak, tehdit ya da kandırma yolu ile cinsel eyleme hedef olmasıdır.Kurban ve failler bazen birbirini hiç tanımaz ama bazen de bu kişiler tanıdık ya da aileden olabilir.Kadın, erkek, çocuk, genç yaşlı her cinsiyet, meslek ve sınıftan insan cinsel istismara uğrayabilir. Cinsel saldırının en hafif şekli sözel mimik ya da beden diliyle gönderilen mesajlar şeklindedir.

Çocuklukta cinsel istismara maruz kalma sıklığı % 10-40 olarak bildirilmektedir. Kızlarda erkeklere oranla 4 kat daha fazla görülmektedir. İstismarcı genellikle erkektir, % 5-15 ‘in de ise suçlu kadındır. Kadınların istismarı genellikle erkek çocuğadır. Tanıdık birisi ya da bir yabancı tarafından aile dışı istismar, çocuk ve erişkin arası cinsel temas vakalarının %30-50’sidir. İstismarcılar için bazı kişilik özellikleri içe kapanık kişilik, pedofilik kişilik ve psikopatik kişiliktir. İstismarcıların birçoğu çocukluklarında ya cinsel istismara uğramıșladır ya da ev içerisinde şiddet mevcuttur.

Cinsel istismarın en ağır şekli tecavüzdür.5 kadından biri hayatları boyunca bir kez tecavüze uğrar.Genellikle insanı kontrol etmeye yönelik şiddetli bir arzudur.Cinsel istek değildir.

(Berkem,1993)Jansen ve Gutek (1982) cinsel tacizin hangi koşullarda ortaya çıktığını belirlemeye çalıştıkların araştırmalarında, cinsel tacizin kadınlarda yarattığı duygusal reaksiyonları faktör analizine tabi tuttuklarında, üç faktör saptamışlardır. Birincisi güvensizlik, üzüntü ve depresyon gibi kendilerine yönelik duygusal tepkiler. İkincisi kızgınlık ve tiksinti gibi dışa yöneltilen duygusal tepkiler ve üçüncüsü ise, erkekleri bu yönde etkiledikleri için kendilerini suçlama ve utanma duyguları olduğunu ortaya koymuştur.

CİNSEL SALDIRIDAN KORUNMAK İÇİN

  • Çok iyi tanımadığınız bir kişiyle ilk kez baş başa vakit geçirecekseniz, mutlaka öncesinde bir arkadaş ya da yakınınızı bundan haberdar edin
  • Kendi başınıza gidip dönemeyeceğiniz koşullarda bir yere iyi tanımadığınız birinin eşliğinde gitmeyi
  • Özellikle, disko, bar, gece kulübü gibi yerlerde içeceğinizi gözünüzün önünden ayırmayın. Siz görmeden içine uyku veren maddeler karıştırılabilir.
  • Alkol ve uyuşturucular sağlıklı düşünme ve iletişim kurmanızı engelleyebilir. Esasen her zaman, ancak güvenli olduğundan emin olmadığınız ortamlarda mutlaka bunlardan uzak durun.
  • Arkadaşınız sürekli sizin yerinize karar vermeye çalışan, size nasıl davranmanız gerektiğini dikte eden, sizi sürekli kendi istekleri doğrultusunda zorlayan bir kişi ise bunların uyarı işaretleri olabileceği konusunda uyanık olun.
  • Eğer bulunduğunuz yer size güvensiz geldiyse içgüdülerinize güvenin
  • Kulaklarınızda kulaklıkla yürümeyin.
  • Fazla yükle dolaşmayın
  • Cep telefonunuzun yanınızda olduğundan emin olun
  • Bir amaçla yürümüyorsanız bile öyleymiş gibi yürüyün

 

ÇEVRE KORUMA BİLİNCİ

Çevre; Canlı ve cansız varlıkların bir aradabulundukları, birbirini etkiledikleri ve birbirinden etkilendikleri ortam Çevre Bilimi (Ekoloji); varlıkların çevre ile ilişkisini inceleyen bilim dalı…

Ekolojik denge; insan ve diğer canlıların varlık ve gelişimlerini doğal yapılarına uygun bir şekilde sürdürebilmeleri için gerekli olan şartların bütünü.Çevresel değerlerin ve ekolojik dengenin tahribini, bozulmasını ve yok olmasını önlemeye, mevcut bozulmaları gidermeye, çevreyi iyileştirmeye ve geliştirmeye yönelik çalışmaların bütününe ÇEVRE KORUMA denir.

Ekosistem içinde, madde ve enerji döngülerinin bozulmasına,canlı ve cansız çevrenin doğal olmayan kaynaklar tarafından olumsuz yönde etkilenmesine sebep olabilecek tüm müdahaleler ve yarattığı sonuçlar ÇEVRE KİRLİLİĞİ olarak tanımlanmaktadır.

ÇEVRE KİRLİLİĞİ : * Hava Kirliliği

* Su Kirliliği

* Toprak Kirliliği

* Gürültü Kirliliği

* Görüntü Kirliliği ( çarpık kentleşme)

* Atıklar

 

RİSK VE RİSK ALMA DAVRANIŞLARI

Kimlik edinme süreci içinde tüm gençler içinde bulundukları sürecin bir parçası olarak risk alma davranışları gösterirler. Gençler bu davranışları gösterirken aile ve toplum tarafından kendilerine öğretilenleri sorgular, test eder ve kendi kimliklerini oluşturmaya çabalarlar. Bu nedenle risk alma davranışları sağlıklı olduğu müddetçe gençlere kendilerini geliştirmeleri, kendi potansiyellerini fark etmeleri konusunda oldukça önemli fırsatlar sunabilir.

Sporla, sanatla ilgili aktivitelere katılım, çeşitli sosyal gruplar içinde yer almak, çeşitli örgütlerde gönüllü olarak çalışmak, farklı yerlere seyahat edip ilgi alanlarını genişletmek gibi gençlerin kendi potansiyellerini keşfetmelerini, yeteneklerini test etmelerini sağlayan davranışlar sağlıklı risk alma davranışları olarak tanımlanabilir. Tüm bu davranışlarda genç kendi potansiyelinin sınırlarını keşfeder ve bu deneyimler tatmin olma, başarılı olma duygusuyla birlikte başarısız olma, hayal kırıklığına uğrama risklerini de beraberinde getirir. Gencin tüm bu olasılıkları göze alarak bu deneyimleri yaşaması kendini keşfetmesi ve kimliğini oluşturma sürecinin bir parçasıdır.

Sağlıksız risk davranışları ise, bireylerin sağlık ve iyi halde olma durumlarına herhangi bir şekilde zarar veren durumlar olarak tanımlanmaktadır. Aslında fiziksel ve ruhsal sağlık durumunu etkileyebilen tüm davranışlar sağlıksız risk davranışları olarak tanımlanabilir.

İçinde bulunulan yaş dönemi, doğuştan gelen yatkınlık ( bazı bireyler riskli davranış göstermeye daha eğilimlidirler),kişilik yapısı, sağlıksız riskli davranışları stres ve sıkıntıyı azaltmanın bir yolu olarak gören baş etme stratejileri, akran etkisi ve baskısı, hayır diyememe gibi faktörler sağlıksız riskli davranışların oluşumunda ve sürdürülmesinde önemli rol oynarlar.

Madde kullanımı, sigara kullanımı, bilinçsiz alkol kullanımı, kötü beslenme, yeme sorunları, yetersiz egzersiz, sigara kullanımı, okula devamsızlık, okuldan kaçma, evden kaçma, şiddete başvurma, davranış problemleri, erken yaşta cinsel ilişki, riskli cinsel davranış gibi gencin sağlıklı büyüme sürecini olumsuz olarak etkileyen ve ciddi olumsuz sonuçlar doğurabilecek tüm davranışlar sağlıksız riskli davranışlar olarak tanımlanabilir. Bu nedenle özellikle ergenlik ve ilk yetişkinlik yıllarında alınan risklerin, yapılan seçimlerin sonuçlarının iyi değerlendirilmesi sağlıklı bir kimlik gelişimi için oldukça önemlidir.

ŞİDDET

Şiddet, kişinin başka insanlara ya da çevresine yönelik olarak gösterdiği zarar verme durumu olarak tanımlanabilir. Bu zarar verme davranışı, vurma, kırma, dövme, kavga etme, itme, yaralama, eşyalara zarar verme şeklinde fiziksel boyutta olabileceği gibi alay etme, aşağılama, tehdit etme, göz dağı verme, sözel sataşma, kızdırma, hakaret etme, dışlama gibi sözel ve psikolojik boyutta da olabilir.Her yıl 1.6 milyon insan şiddet yüzünden hayatını kaybediyor

Türkiye’de resmi rakamlara göre 2006 yılında 72 bin 643 kadın şiddete uğradı, bunların 842’si saldırılar sonucu yaşamını kaybetti.

ŞİDDET ŞEKİLLERİ

  1. Fiziksel: İtmek, tokat atmak, tekmelemek, temel ihtiyaçları kısıtlamak, tıbbi tedaviyi engellemek, yaralamak vb.
  2. Sözlü :Sürekli eleştirmek, aşağılamak, küfür, tehdit,katılımı engellemek, sorgulamak lakap takmak, alay etmek, küçümsemek vb.
  3. Toplumsal İlişkileri Sorgulayıcı: Zorla evlendirmek, töre, sürekli dışarı çıkmasını yasaklamak vb.
  4. Ekonomik: Parasını almak ve geri vermemek, istemediği işte çalıştırmak, çalıştırmamak, işe yollamamak veya eline hiç para vermemek vb.
  5. Cinsel:İlişkiye zorlamak, tecavüz, başka kişilerle cinsel ilişkiye zorlamak, kadınlığını / erkekliğini aşağılamak, cinsel organlara zarar vermek, namus ve töre baskısı.

PARTNER (EŞ) ŞİDDETİ

Şimdiki ya da geçmiş eş, kız ya da erkek arkadaş tarafından istismar edilmektir. Cinsel, fiziksel ya da psikolojik saldırı şeklinde olabilir.

Partner Şiddeti İpuçları

  1. Devamlı ne yaptığınızı takip etme
  2. Sizi takip etmek için sürekli mesaj göndermesi
  3. Israrla ilişkiyi ciddileştirmek istemesi
  4. Sadık olmadığınız konusunda suçlaması
  5. Kıskanç olması ve sürekli kontrolü elinde tutmak istemesi
  6. Arkadaşlarınız yanında sizi kötü düşürmesi
  7. Diğer arkadaşlarınızla ilişkilerinizi kısıtlamaya çalışması
  8. Okula ya da işe gitmenizi engellemeye çalışması
  9. Kullandığınız ilaçları kontrol etmesi
  10. Sizin karar vermeniz gereken konularda karar vermesi

 

ERGENLE İLETİŞİM

Ergenle sağlıklı bir iletişim kurabilmek; ergenlik dönemin özelliklerini çok iyi bilmeyi ve iletişimin inceliklerine hakim olmayı gerektirmektedir. Ergenlik dönemi kişisel olarak başlangıcı farklı olmakla birlikte 10-20 yaşları arasındaki, çocukluk, yetişkinlik, orta yaşlılık ve yaşlılık gibi insan hayatının gelişim dönemlerinden biridir. Çocukluktan yetişkinliğe geçişteki bir ara dönemdir.

Ergen bu dönemde fizyolojik ve psikolojik değişimlerle baş etmeye çalışır. Çabuk bağlanma çabuk sıkılma, tutkulu ve maymun iştahlı olma gibi birbirine zıt tutum ve davranışlar gösterebilir.

Ergenin bu özel durumunda, geçirdiği hormonel değişimlerle birlikte aslında beyin yapısındaki fizyolojik farklılıklarda önemli bir etkendir. Beynin mantıklı düşünme, karar verme, planlama ve dürtü kontrolü gibi süreçlerden sorumlu olan bölgesi frontal lob, ergende henüz gelişimini tam olarak tamamlamamıştır. Dolayısıyla ergen beyni, dürtüleri bastıramaya karşı zayıf yeteneğe sahip olduğundan risk almaya daha yatkındır. Sonuçları tahmin etmede ve anlamada henüz tam olarak yetkin değildir.

Konunun iletişim kısmına dönecek olursak iletişim, nitelikleri ne olursa olsun iki sistem arasındaki bilgi alış verişi olarak tanımlanabilir. Burada en önemli olan nokta iletişimde bilgi aktarımının iki yönlü olmasıdır.

Anne babaların, çocuklarına, öğretmenlerin öğrencilerine birtakım emirler verip, karşı tarafın yani çocuklarının ya da öğrencilerinin tepkilerini dikkate almamaları iletişim olarak kabul edilemez. İletişim sisteminin temel öğelerinden biride dinlemedir. İnsanların birbirleri ile karşılıklı iletişim ve etkileşimlerini devam ettirebilmeleri konuşmaya olduğu kadar dinlemeye de önem vermeleri ile mümkündür. İyi bir dinleyici,iletişim kurduğu kişinin yalnız söylediklerini değil ,yüzü eli,kolu ve bedeniyle yaptıklarını da duyar. Çünkü yüz ifadeleri, el ve kol hareketleri, bedenin duruş tarzı,sesin tonu gibi sözsüz mesajlar kullanılarak da iletişim kurulur. Kullanılan iletişim dili “Sen Dili” değil “Ben Dili” olmalıdır. Sen dili genellikle kızgınlık ifadesi için kullanılır. Mesajı gönderen kişi o andaki olumsuz davranış hakkında neler düşündüğünü yada davranışın kendisini nasıl etkilediğini belirtmez. Ben dili mesajında ise anne-babanın çocuğun olumsuz davranışı sırasında yaşamakta olduğu etki ve duyguları açıklayan dürüst ve sorumlu bir kızgınlık ifadesidir. “Neden böyle yaptın ” yerine “Bu davranışına çok içerledim”

Ergenlik dönemi bir bağımsızlık savaşı gibidir. Çocukların ailelere verdiği en temel mesaj ben sizin projenizin devamı değilim, farklı bir bireyim mesajıdır. Ve her ne kadar bağımsız olma isteği duysa da kendi ihtiyacı olduğunda ebeveynin desteğinin her zaman yanında olacağını da bilmek ister.

 

TÜTÜN VE KULLANIMI İLE İLGİLİ SORUNLAR

Tütünle ilgi ön plana çıkan sorunların başında;

  • Sağlık sorunları
  • Çevre kirliliği, yangın…
  • Ekonomik boyut

- Sadece satın almak için harcanan para

- 5.5 TL X 20 milyon içici = 110 milyon TL / gün

- 110 m X 365 gün = 40 milyar 150 milyon TL / yıl

- SB bütçesi 6,5 milyar TL

- 5 yıldızlı otel maliyeti 150 m. TL

- Hastane maliyeti 15 – 20 m. TL

- Uçak 50 -20 m. TL

- Kişi acısından : 1300-1500 TL / yıl

  1. 6 aylık sigara parası = bilgisayar
  2. 1 yıllık sigara parası = kışlık yakacak parası
  3. 20 yıllık sigara parası = otomabil
  4. 30 yıllık sigara parası = ev
  5. Üstelik yoksul kesimi daha fazla sigara içiyor.

Sigara hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz

Gençlik Danışma Birimimizde görevli Dr. T. İlham ÜSTAY‘a, diğer eğitim konularımızla ilgili olarak da tüm hekimlerimize başvurabilirsiniz.

 

 

SINAV KAYGISI

Amaç : Korku, kaygı, sınav, sınav kaygısı tanımları ve sınav kaygısını giderme

Hayatımızın her alanında sınavlar giderek artan şekilde önem kazanmaktadır. Sınava girerkennormal düzeyde bir sınav kaygısı doğaldır.Hatta faydalıdır.

Aşırı (şiddetli) kaygı = öğrenmeve hatırlamada güçlük,

Çok düşük düzeydeki kaygı=motivasyon düşüklüğüyapar.

Kaygı:kişinin tehdit olarak algıladığı bir uyaranla karşılaştığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumudur.

Sınav kaygısı: bir sınav öncesinde, sırasında ya da sonrasında duyulan endişe, korku ve rahatsızlık, kişininpotansiyelini tam olarak kullanamamasıdır.

Sınav Kaygısı 2 ayrı boyutta ele alınabilir:Endişeperformansa yönelik zihinsel bir süreç; sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentiler; Yoğun Duygulanım kaygının yarattığı fizyolojik uyarım sonucu bedenden gelen ve bedenin olağan işleyişinindışına çıktığı mesajını veren sinyallerolarak tanımlayabiliriz.

Endişe ve yoğun duygulanım durumunun(sınav kaygısının) nedenlerini içsel ve çevresel olarak iki grupta inceleyebiliriz.

Belirtiler :fizyolojik , duygusal, zihinsel(bilişsel),davranışsal olarak gruplanabilir

Nasıl baş edilir?1-sınav öncesi, 2-sınav anında, 3-sınavdan sonra

Sınav öncesinde:sınava tam hazırlanmış olarak gir, amacını belirle, önceki sınav sorularının üzerinden geç, çalışmalarını son güne/geceye bırakma. Cep telefonu/televizyon/bilgisayardan uzaklaş. Sınavdan önce iyi yemek ye ,kahve, alkol, sigara, çok baharatlı yiyecekler ve şekerden uzak dur,sınav öncesi geceyi uykusuz geçirme,

Endişeile baş etmek için iç dialoglarda değişim, yoğun duygulanım ile baş etmekiçin nefes ve gevşeme egzersizleri yararlı

Olumsuz iç dialog :’’Ya başarısız olursam’’,‘’Yeterince çalışmadım,süre yetersizdi’’, ‘’Diğerlerindenaptal olmalıyım,onlar daha iyi yapacaklar’’, ‘’Ailem düş kırıklığına uğrayacak’’, ‘’Kötü not alırsam asla tekrar kendini toparlayamam’’vb. olumsuz ve kendinizi yenilgiye uğratan bir düşünce tarzı

Olumlu iç dialog:‘’Başarabilirim’’, ‘’Burada olduğuma göre diğerleri kadar yapabilirim’’, ‘’Bu sadece bir sınav , son değil’’olumsuz, gerçek dışı beklenti ve yorumları olumluya dönüştürmek için çalışmak…

Yapacağın şey, gerçekdışı, kötümser ve karamsar düşüncelerinigerçek dişi bir iyimserliğe dönüştürmek değil, yalnizca gerçekçi düşünmek

Bedensel süreç: “yoğun uyarılma” ile başa çıkmak için nefes ve gevşeme egzersizleriDüzenli nefes egzersizleri ilesınav öncesi ve sınav anındakaygı kontrolüsağlayabilirsin burnundan aldığın derin bir nefesi aldığınsüreden biraz daha uzunsürede ağızdan ver,4-5 kez tekrarladığında nefes alışverişidüzelmesi, kalp atışlarınızı yavaşlaması, rahatlama, gevşeme,Sınavdan öncesakin bir yerde rahatçaotur. Beynini düşüncelerden arındırmaya çalış ve nefes egzersizini uygula

Sınav sırasında: Sınava zamanında git, Sınav kağıtları dağıtıldığında kendi sakinleştirecek şekilde derin nefes al.Kendini çok kaygılı hissedersen, birkaç dakikanı kendinisakinleştirmeye ayır , gevşe, , kendinle yapabilirim, her şey yolundagibi olumlu bir şekildekonuş, sonra tekrar sınava geri dön,soruları istediğin birinden cevaplamaya başla. Zamanı iyi kullan, Soruları yanıtlarken, aklına başka soru ile ilgili yanıt gelirse hemen not al, kaldığın yerden devam et.Sınav sırasında aklına olumsuz düşünceler geldiğinde kafanın içinden buyurgan bir sesle “Dur!” diye bağırarak durdur.Kırmızı bir işaret lambası hayal et, sınıftaki sarı saçlıları bul ya da kaç tane sıra olduğunu sa.Tüm bunlar seni kaygılandıran düşüncelerden uzaklaştırmaya yardımcı olacaktır. Sınavdan erken çıkanları takip etme, yapamadığın sorularla inatlaşıp zaman kaybetme

Sınav sonrasında:elinden geleni yaptı.Sonrasında kendini ödüllendir, sevdiğin bir şeyler al, hoşlandığın birşeyler yap. Sınavdabaşarısız olduğun konuları sapta, eksiklerin ve yanlışların üzerinde dur, sınavları bir kişilik sorunu haline getirme. Sınavda kişiliğin değil, belli yönünölçülür düşük not alsan da, insan olarak değerlisin.

Daha ayrıntılı bilgi için Gençlik Danışma Merkezinde görüşmek üzere…

 

SAĞLIKLI VE DENGELİ BESLENME & BESLENME BOZUKLUKLARI

Beslenme; ‘Vücudun büyüme ve gelişmesi, yıpranan hücrelerin onarımı ve yaşamın sağlıklı olarak sürdürülmesi için bireyin enerji ve madde ihtiyacının karşılanması’

Yeterli ve Dengeli Beslenme; Gerekli olan enerji ve besin ögelerinden her birini; yeterli miktarda sağlayacak olan besinleri, besin değerini yitirmeden, sağlık bozucu hale getirmeden almak ve kullanmak’

. Besin ögeleri ve işlevleri;

  • Karbonhidratlar (KH)
  • Proteinler (Pr)
  • Yağlar (Y)
  • Vitaminler (Vit)
  • Mineraller (Min)
  • Su

Beslenme Bozuklukları; Obezite, Anoreksiya Nevroza, Bulimia Nevroza.

 

ADET DÖNGÜSÜ (MENSTRÜEL SİKLUS) VE GEBELİKTEN KORUNMA YÖNTEMLERİ

. Dişi ve Erkek Üreme Sistemi Organları

. Adet Döngüsü; İlk adet kanaması ‘Menarş’ ………à Son adet kanaması ‘Menapoz’ ,

(gebelik ve emzirme dönemleri hariç)

Ort. 28 günde bir (21- 35 gün), ~3-7 gün süren,

hipotalomus-hipofiz-üreme organları aksını izleyen hormonal uyarılara ‘fizyolojik

cevap’

. Adet Döngüsü Dönemleri;

Proliferasyon (folliküler) fazı, 1.gün… ovulasyon günü / süresi değişken

Ovulasyon fazı, Folikül çatlama/ yumurta oluşum dönemi

Sekresyon (luteal) fazı, süresi sabit (bir sonraki kanama günü -14 gün)

. Adet Döngüsü Bozuklukları;

* Adet görmeme (amenore)

* Ağrılı adet görme (dismenore)

* Sık adet görme (polimenore)

* Seyrek adet görme (oligomenore)

* Az kanamalı adet görme (hipomenore)

* Çok kanamalı ve sık adet görme (hipermenore)

* Çok kanamalı adet görme (menoraji)

* Düzensiz adet görme (metroraji)

. Adet Öncesi Sendromu (PMS)

. Gebelik

. Gebelikten Korunma Yöntemleri ; Geleneksel Yöntemler, Modern Yöntemler ,Geri Dönüşümsüz Yöntemler.

ARAŞTIRMALARLA GENÇLERİN CİNSELLİĞİ

Üreme sağlığı, insanların doyurucu ve güvenli bir cinsel yaşamları, üreme yetenekleri ve bu yeteneği kullanıp kullanmama ve ne zaman, ne sıklıkta kullanacaklarına karar verme özgürlüklerinin olmasıdır.

Cinsellik Yaşamın merkezinde yer alan , toplumsal cinsiyet rollerini, cinsel yönelimi, erotizmi, zevki ve üremeyi kapsayan ,düşüncelerde, fantezilerde, kimlik ve ilişkilerde yaşanan, biyolojik, psikolojik, sosyal, , kültürel, dinsel ve ruhsal etkenlerden etkilenen bir bütündür.

DSÖ 0-18 yaş arası “ Çocuk”, 10-19 yaş arası “Adolesan (Ergenlik)’’, 15-24 yaş arası “Gençlik”, 10-24 yaş arası “Genç İnsanlar”olarak tanımlamıştır. Gençlik dönemi insan yaşamının%21'ini (14 yıl) kapsar.

Evlilik yaşının yükselmesi bekar insanların nüfusunu da artırmaktadır. Cinselliğin ve üreme sağlığının evlilikle bağdaştırıldığı toplumlarda bekar insanların cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetleri göz ardı edilmektedir.

Gençlerin Cinsel ve Üreme Hakları Kendin olma , bilme, kendini koruma ve başkası tarafından korunma , sağlık hizmetine sahip olma, katılma hakkı olarak özetlenebilir

2025 yılında Türkiye’de nüfusun %22’sinin 10-24 yaş arasında olacağı tahmin ediliyor (20,4 milyon). Bu grubun cinsel sağlık –üreme sağlığı bilgi düzeylerini öğrenmek için yapılan çalışmalardan sonuçların bazılarını paylaşalım:

Her 4 gençten 1’i kadın üreme organlarının adını, her 3 kişiden 1i erkek üreme organlarını bilmiyor. Cinsel aktif olmalarına rağmen gençlerin %65’ten fazlası CYBE belirtilerinden habersizdir. Cinsel ilişki deneyimi Erkeklerde %25.3, Kızlarda %4.7’dir.

Erkek öğrencilerin %33.2’si bakire olmayan biriyle evlenmeyeceğini ifade etmiştir.%19.4’ü evlenmeme nedeni olarak gelenek ve değer yargılarını göstermiştir.

“Bekaretin önemi”;kızlar %38.8 , erkek %43.2 bekaret önemlidir demiştir. Yaş arttıkça, eğitim düzeyi düştükçe, bu ifadelere katılım oranı artmaktadır. Kırsal kesimde yaşayan kişiler, kentsel alanda yaşayanlara göre, evli erkek ve kadınlar da bekarlara göre bekaret konusunda daha tutucu bir tutum sergilemektedir.

İlk cinsel ilişkide kondom kullananlarda güvenli cinsel davranışlar daha kolay edinilmekte, ilk ilişki deneyiminde kondom kullanma oranı %62.8’dir. Güvenli cinsel davranışları kazanmak yaş ve deneyim arttıkça daha zorlaşmaktadır.

DSÖ’nün yaptığı çalışmalarda okullarda cinsel eğitim verilmesinin erken cinsel ilişkiye neden olduğuna ilişkin sonuçlara rastlanmamış , Verilen nitelikli cinsel eğitim; erken dönemde cinsel ilişkiye girmeyi geciktirmekte, hamile kalma, CYBE görülme oranını azaltmakta kondom kullanımını arttırmaktadır. Düzenli kondom kullanımı HIV’ in ve diğer CYBE’ların yayılımını durdurmada çok önemlidir, eğitim ergenleri cinsel ilişkinin risklerine karşı korumaktadır.

Bu konuda daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler Gençlik Danışma Merkezine başvurabilir.

CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, genel olarak kişiden kişiye cinsel ilişki sırasında geçen hastalıklardır.

Genel olarak erkek ve kadını birlikte etkiler. Fakat kadınlarda hastalık daha şiddetli olabilir. Eğer hamile kadın bu hastalıklardan birine yakalanırsa, bebek için ciddi problemler ortaya çıkabilir.

Parazitler İnsan vücudundan beslenen çok küçük hayvanlardır. Örneğin kasık biti…

BakterilerTek hücreden oluşan organizmalardır. Klamidya, Gonore, Sifilis gibi…

Virüsler İnsan hücresine girdikleri zaman çoğalabilen karmaşık organizmalardır. HIV,Herpes, Hepatitis

Çoğunlukla virüsler tarafından oluşturulan enfeksiyonlar tedavi edilemezler fakat bazen kontrol edilebilirler. Parazit enfeksiyonları ilaçla tedavi edilebilirler. Bakteriyel enfeksiyonlar antibiyotiklerle tedavi edilebilirler

ORTAK BELİRTİLERİ

  • İdrar yaparken yanma
  • Genital bölgede sivilce benzeri lezyon, kabarcık ya da kızarıklık
  • Genital organdan akıntı gelmesi
  • Genital organda şişme
  • Genital bölge çevresinde kaşıntı, yanma ya da ağrı
  • Karnın altında ağrı
  • Cinsel ilişki sırasında ağrı

UNUTMAYIN

Eğer CYB hastalık teşhisi konulduysa doktorunuz size tedavi verecektir.

Şunları unutmayın

  • İlaçları nasıl kullanılacağını tam öğren
  • Tüm ilaçları tarif edildiği şekilde bitir
  • Tekrar test için doktora git
  • Partnerinleonun da tedavi olması için konuş
  • Tedavi olduktan bir hafta sonraya kadar kimse ile cinsel ilişkiye girme

DEPRESYON

Depresyon en sık rastlanan psikiyatrik hastalıklardan biridir ve tedavi edilmediğinde kişinin yaşam kalitesinde ciddi bozulmalara yol açar. Depresyonu yenmenin ilk adımı onu iyi tanımaktan geçer. Dönem dönem tüm bireyler kendilerini keyifsiz, sıkkın, üzgün hissedebilirler? Depresyonu zaman zaman hissettiğimiz bu duygulardan ayıran NEDİR?

  • Depresyonda keyifsiz, sıkkın ve üzgün ruh hali ÇOK YOĞUN olarak yaşanır. Kişi kendisini oldukça kederli, çaresiz ve sıkıntılı hisseder. Kişinin bu ruh haline ‘çökkünlük’ denir. Bu ruh hali gün boyunca devam eder.
  • Kişi önceden zevk aldığı birçok şeyden zevk almamaya başlar.

Bu duygular o kadar yoğun yaşanır ki bireyin günlük hayatındaki işlevselliğinde ciddi bozulmalara yol açar. Günlük hayatın gerekliliklerini devam ettirmek konusunda kişi oldukça zorlanır.

DEPRESYON TANI KRİTERLERİ

Bir kişiye depresyon tanısı konması için 2 temel belirtiden yararlanılır. Tanı koymak için bunlardan en az birinin bulunması gerekmektedir.

TEMEL (A) KRİTERİ:

En az 2 haftalık bir dönem boyunca

  1. Ya kişinin kendisinin bildirmesi (örn; üzgün ve boşlukta hissetme) ya da başkalarının gözlemesi ile belirli ( ağlamaklı görünüm) hemen her gün yaklaşık gün boyu süren depresif-çökkün duygudurum (ruh hali). Bu durum süreklidir ve doğal üzüntü ve YAS duygularından farklıdır.
  2. Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren, çoğu/tüm etkinliklere karşı ilgide belirgin azalma ya da bunlardan eskisi gibi zevk alamıyor olma

Temel belirtilere eşlik eden diğer belirtiler:

  • iştahdaki artma ya da azalmaya bağlı olarak kilo alımı ya da kilo verme
  • Uykusuzluk ya da aşırı uyuma
  • Yorgunluk- bitkinlik, enerji kaybının olması
  • Hareket ve konuşmalarda yavaşlama ya da kaygılı bir hareketlilik hali (ajitasyon)
  • Değersizlik, aşırı ya da uygun olmayan suçluluk duygularının olması
  • Düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinin azalması yada karasızlık
  • Yineleyen ölüm düşünceleri, yineleyen intihar etme düşünceleri ve intihar etmeye yönelik tasarılarının olması

Depresyonda, bazı kişilerde ön planda olan duygu üzüntü yerine öfke olabilir. Kişiler sürekli olarak öfkeli hissettiklerini, küçük olaylar karşısında aşırı sinirli tepkiler verdiklerini ve kendilerine hakim olamadıklarını ifade edebilirler.

Bazı kişiler ise “saçma sapan” duygular yaşamaktan, herhangi bir duygusunun olmadığından ya da gergin ve endişeli olmaktan şikayet edebilirler. Bazı kişilerde kaygı çok ön planda olabilir.

 

Sonuç olarak;depresyon patolojik etkilerini sadece ruh hali üzerinde göstermez.

Depresyon, üzgün bir ruh halinin artışından fazlasıdır. Kişinin algılayışı, düşünceleri, bedeni, davranışları ve tüm bunlara bağlı olarak yaşamı üzerinde ciddi değişiklikler yaratır.

Uygun tedavi yaklaşımı ile depresyon tedavi edilebilen bir psikiyatrik hastalıktır. Tedavi yaklaşımları olarak

- Çeşitli psikoterapi yaklaşımları

- İlaç tedavisi

- Stresle baş etme yöntemleri ve gevşeme teknikleri bulunmaktadır.

Toplum içinde psikiyatrik hastalıklar nedeniyle tedavi görmeyi “ güçsüzlük, irade kaybı” olarak değerlendiren hatalı bir yaklaşım görülmektedir. Ancak ülser gibi mide problemleri nedeniyle ya da kalp hastalıkları nedeniyle tedavi görmek güçsüzlük olarak algılanmıyorsa ve bu problemler kişinin kendi başına yeneceği durumlar olarak değerlendirilmiyorsa bir psikiyatrik hastalıkta aynı şekilde değerlendirilmeli ve tedaviye başvurulmalıdır.

MADDE BAĞIMLILIĞI

Madde Bağımlılığı bir süreç içinde gelişir.

1. Hazırlık evresi

2. İlk madde kullanımı

3. Madde kullanmayı sürdürme

4. İlerleme evresi

5. Bırakma evresi

6. Tekrar kullanmayı düşünme (prolapse)

7. Tekrar bir kez kullanım (lapse)

8. Tekrar kullanmaya başlama (relapse)

Ruhsal ve fiziksel bağımlılık olarak iki farklı şekilde görülürler.

Kaç kez madde kullanınca bağımlı olunur?

Bu maddelerin bir kez kullanılması bile sakınca yaratır ve bağımlılık riski vardır.

Bağımlılık iyileşmez, düzelir!!!

Örneğin alkol bağımlıları düzeldikten sonra her zaman arada sırada bir içmenin hayali ile yaşarlar.

Problemleriyle ilgili açıkça konuşmaktan korkmayın.

" Kendi özel problemi" diyerek işim içinden sıyrılmaya çalışmak kolaydır.

Onların reddetmelerine ve karşı çıkmalarına rağmen ısrarcı olmalısınız.

Tedavi ne kadar erken başlarsa, başarı ihtimali o kadar yüksek olur.

Başarılı bir sonuç, yüzde 50-70 oranında hastanın kişisel özelliklerine, erken müdahaleye, terapistin yeterliliğine, hastane veya ayakta tedavi merkezlerinin ulaşılabilirliğine ve ailenin, arkadaşların, işverenin ve toplumun güçlü desteğine bağlıdır.

Bağımlılık Yapan Maddeler

  • Sigara
  • Esrar
  • Eroin
  • Kokain
  • Kafein
  • Lsd/ghb/pcp/ice
  • Bazı kaktüsler
  • Alkol
  • Uçucu maddeler
  • Ecstasy
  • Morfin
  • Akineton
  • Rohypnol
  • Mantarlar

Bağımlılık yapan maddeler neden kullanılır?

  • Merak % 29.4
  • Sorunlara çözüm aramak % 27.1
  • Sorunlardan kaçmak % 26.0
  • Eğlenmek % 25.9
  • Beğeni toplamak % 24.3
  • Arkadaş baskısı % 23.3

Madde kullanan kişiyi nasıl anlarsınız?

  • En kesin yöntem kan ve idrar testleridir.
  • Aile ilişkilerini azaltır ve evde daha az vakit geçirir.
  • Her zamankinden daha fazla para harcamaya başlar.
  • Yeni arkadaşlar edinmeye başlar.
  • Kendisine olan özeni azalır.
  • Çevre ve arkadaşlar eski önemlerini yitirir.
  • Hafif uykulu ve yorgun gözükebilir.
  • Okula devamı azalmaya, başarısı düşmeye başlar.
  • Sözel iletişiminde farklılaşma gözlenebilir.
  • Yeme alışkanlıkları bozulur, kilo kaybedebilir.
  • Daha sinirli olabilir.

 

ÖFKE YÖNETİMİ

Bireyin herhangi bir engellenme, adaletsizlik ya da kendi benliğine yönelik bir tehdit hissettiğinde yaşanan duygudur.

Öfke doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen duygudur.

Öfke diğer duygular gibi son derece doğal, evrensel ve uygun biçimde ifade edildiğinde yapıcı ve kişilerarası iletişimi düzeltici olabilen bir duygudur. Ancak, öfke aynı zamanda kontrol edilemeyen, yıkıcı bir biçimde davranışlara yansıyarak saldırgan ve son derece tahrip edici tepkilere dönüşme potansiyeline sahip bir duygudur. Öfke ahlaki bir duygudur. Öfke bir tutkudur. Öfke deneyimi kültürler arası farklılaşma gösterir.

 

Öfkeyle ilişkili diğer faktörler

  • Aile yapısı
    • Ebeveyn tutumları
  • Toplumun bakışı
    • Medya
  • Yanlış bir inanış;
  • Öfkelendiğinde şiddetli tepki veren insanların güçlü kişiler oldukları düşüncesidir. Güçlü insan nerede nasıl tepki vermesi gerektiğini bilen insandır. Bir eyleme kalkışmadan önce yapacağı hareketin sonuçlarını önceden kestirebilen kişi güçlü insandır.
  • Diğer bütün duygular gibi uygun ifade edildiğinde insani ve normal bir duygudur.
  • Ancak kontrolden çıkıp yıkıcı hale dönüşürse; okul-iş hayatında,kişisel ilişkilerde,genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açar.

 

HANGİ DURUMLARDA ÖFKELENİRİZ?

Düşmanlık, öfke duygularını içerse de öfkeye göre daha uzun süreli negatif bir duygudur.

Saldırganlık ise, öfke ve şiddetin dışa yönelik olarak ifade edilme şekillerinden birisidir.

  • BİLİŞSEL YAPI
  • Kendilik ile ilgili olumsuz şemalar
  • Her yerden ve her zaman tehdit gelebilir düşüncesi
  • “Babanın Oğluna Bile Güvenmeyeceksin” ve benzeri diğer otomatik düşünceler
  • Kızgın olduğunuz zaman, genellikle düşünceleriniz gerçeği yansıtmaktan çok, olayların abartılmış ve çarpıtılmış bir şekilde algılandığını yansıtır.

 

ÖFKEYLE BAŞETMEDE KULLANILAN YANLIŞ YOLLAR

  • Öfkeyi Yok Sayma
  • Öfkeyi Başkasına Aktarmak
  • Öfkeyi Saldırganca Ortaya Koymak
  • Öfkeyi Pasif Davranışlarla Ortaya Koymak
  • Öfkeyi Kendine Yöneltmek
  • ÖFKEYLE OLUMLU BAŞETME YOLLARI
  • Hangi duygunuz öfkeye yol açıyor? Önce asıl duygunuzu fark edin.
  • Hakkınızı koruyun ancak ne pasif ne saldırgan olmadan!
  • Gerektiğinde mola alıp sakinleşin!
  • Abartılı ve dramatik düşüncelerinizi sorgulayın asıl sebebi bulun!
  • Karşı tarafı suçlamak yerine kendi duygularınızı ifade edin.(ben dili)
  • Espriden faydalanın

 

ÖFKEYLE OLUMLU BAŞETME YOLLARI

  • Duygularınızı anlattığınız bir günlük tutun. Yazı yazmak zor geliyorsa resim de yapabilirsiniz.
  • Sizi öfkelendiren problemi, bu probleme nasıl tepkide bulunduğunuzu, bu tepkinin ne gibi sonuçlar doğurduğunu ve problemi halletmek için iyi bir yol olup olmadığını düşünün.

 

KENDİMİZİ ve ÖFKEMİZİ TANIMAK

  • Bana göre öfke nedir?
  • Beni daha çok ne öfkelendirir?
  • Kim öfkelendirir?
  • Kırmızı çizgilerim nedir?
  • Öfkemi daha çok nasıl ifade ederim?
  • Öfkemi ifade edişim ne kadar sağlıklı?
  • Öfkemin ortasındayken ne hissederim?
  • Öfkemden sonra neler hissederim?


Fiziksel belirtileri kontrol altına alma?

  • Genel olarak öfkeli insanlara rahatlamaları veya sakin olmaları söylenmektedir.
  • Öfkeli olduğunuz zaman vücudunuzda fiziksel bir gerginlik oluşmaktadır. Bu gerginliği üzerinizden atmanız gerekmektedir.
  • Kullanılan iki yöntem
    • Derin nefes alma
    • Sistematik Gevşeme

Derin nefes alma.

  • Derin nefes alırken diyaframınızdan almaya özen gösteriniz. Göğsünüzün üst kısmıyla nefes almak sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiginizde göğsünüz degil mideniz sismelidir. Dogru nefes alıp almadıgınızı kontrol etmek için sag elinizin avuç içini midenize, sol elinizi gögsünüze koyun.
  • Nefes aldıgınızda sağ eliniz hareket ediyorsa doğru nefes alıyorsunuz demektir.
  • Sinirleneceginizi anladığınız anda derin nefes almak için birkaç dakikanızı ayırın. Diyaframınızdan yavasça nefes almaya başladıgınız zaman kaslarınız gevşemeye başlayacak ve gerginliğinizin azalacaktır.

Sistematik gevşeme

  • Kasların kasılması ve gevşetilmesi ilkesi ile çalışır. Önce baş ve yüz bölgesinden başlayarak adım adım vücudun tüm parçalarının önce kasılması ardından gevşetilmesi sağlanır.
  • Derinlemesine gevşeme de denilen bu teknikte süre 10-20 dakika kadardır. Kan vücudun en uç noktasına kadar gider ve vücudun dinlenmesini sağlar.

ALTERNATİF YÖNTEMLER

Öfke Yönetimine Özel Yöntemler

  • Öfke, normal bir duygudur. Saldırganlık ise sorundur; öfkenizi uygun biçimde ifade etmeye çalışın.
  • Hemen hareket etmeyin, bekleyin; öfke yaratan düşünceleri sorgulayın.
  • Öfkenin sizi ele geçirmesine izin vermeyin; derin nefes alın
  • Çok yoğun ise;

- ortamdan uzaklaşın

- öfkenin yarattığı enerjiyi atın. Başka deyişle,

- başka bir fiziksel aktivite yapmak (örn., yürüyüş, koşu)

- ya da duvara ellerinizi uzatarak bastırmaya çalışın

- kendi başınıza iken bağırın, bağırıyormuş gibi yapın, yastığınıza vurun

Öfke Yönetimine Özel Yöntemler

  • Agresif ya da pasif değil, girişken olmaya çalışın. Duygu ve düşüncelerinizi uygun biçimde ifade etmeniz, öfkeden dolayı düşüncesiz hareket etmekten daha etkili sonuçlar doğuracaktır.
  • Direkt durumla yüzleşmektense dolaylı yöntemler kullanmayın (intikam almak ya da başkalarını kurban etmek gibi)
  • Problemi tanımlayın, duygu, düşüncelerinizi, sizi rahatsız eden konuyu ve uğradığınız haksızlığı somut şekilde belirtin.
  • Konuşurken BEN kelimesini içeren ifadeler kullanın.

“Ben böyle düşünüyorum vs.”

  • Mizah
  • Mizah öfkenin olumsuz tepkisini engeller. Bu yüzden öfkeli anlarınızın mizahi bölümlerini yakalayın ve aklınızda hayal edin.
  • Örnegin, tartısırken zihinsel olarak az da olsa kendinizi tartısma ortamından uzaklastırıp tartısmaya 3. kisinin gözüyle baktıgınızda çogu zaman tartısmanın asıl sebeplerinin farkına varabilir ve tartısmanın komik yönlerini görebilirsiniz.
  • Alternatif bir uyarılma ve uyarılmanın yönünü değiştirmeye yarar.
  • Mizah
  • Burada dikkat edilmesi gereken nokta mizahı kullanmanın sorunlarınızı gülerek geçistirmek veya alay etmek anlamına gelmedigidir.
  • Aksine onlarla yapıcı bir sekilde yüzlesmek anlamına gelmektedir

 

  • S-A-Y
  • Sakinleşme
    • Öfke anında durup, yavaş ve derin nefesler almak, kendi kendinize sakinleşmeliyim telkininde bulunun.
  • Alternatif düşünce
    • Sakinleştikten sonra sizi öfkelendirmeyecek alternatif bir açıklamaya yönelin
  • Yönlendirme
    • Duygusal enerjinizi yönlendirebileceğiniz bir aktivite bulun, spor, resim vs.
    • Özetle.
  • Gerçekten öfkelenmemize sebep olacak durumlarda öfkelenmemiz gayet doğal ve normaldir.
  • Ancak unutmamamız gereken öfkenin kendisinindeğil ifade ediliş şeklinin sorun olabileceğidir.